Elif, okulda yeni bir şey olacağını hissettiği anda yüzü aydınlanan türden bir öğrenciydi. Meraklı gözleriyle sürekli panolara bakar, sınıfa giren öğretmenlerin yüz ifadelerini bile dikkatle incelirdi. Bir sabah okula adımını attığında koridorda alışılmadık bir hareketlilik fark etti. Öğretmenler bir şeyleri taşıyor, öğrenciler fısıldaşarak konuşuyor, herkes gizli bir hazırlığın içindeymiş gibi görünüyordu. Elif’in içindeki merak dalga dalga büyüdü; kalbi daha hızlı atıyor, ayakları yerinde durmak istemiyordu. Sınıfa girip yerine oturduğunda bile dikkatini derse vermekte zorlandı. Öğretmenleri nihayet duyuruyu yaptığında aradığı cevabı bulmuş oldu: “Yarın büyük kültür şenliğimiz var. Her sınıf kendi gösterisini hazırlayacak. İsteyen öğrenciler bireysel performans da sergileyebilir.” Bu sözler duyulur duyulmaz Elif’in zihninde yüzlerce düşünce aynı anda dolaşmaya başladı. Dans mı etse, şiir mi okusa, yoksa bir hikâye mi anlatsa? Hangi seçeneği düşünse içindeki heyecan daha da artıyordu. Eve gider gitmez çantasını bırakıp doğruca odasına koştu, çünkü kararını çoktan vermişti: Dans edecekti. Müzik açıp odasının ortasında dönmeye başladığında hayallerindeki sahnenin neredeyse gerçek olduğunu hissediyordu.
Akşam boyunca çalıştı, adımlarını tekrar tekrar düzenledi, hareketlerini aynada izleyip düzeltti. Yatağına uzandığında ise heyecandan kolay kolay uyuyamadı; gözlerini kapatsa bile yarınki sahneyi hayal ediyor, izleyenlerin yüzündeki ifadeleri canlandırıyordu. Ertesi gün okulun bahçesi rengârenk süslerle donatılmıştı. Masalar, stantlar, afişler; her şey bir festival alanını andırıyordu. Elif, gösteri sırası yaklaştıkça biraz kaygılansa da kalbinin derinlerinde güçlü bir istek vardı: Kendini ifade etmek, emeğini göstermek ve yaptığı işle gurur duymak. Öğretmeni ona cesaret veren bir bakışla başını sallayınca sahneye doğru yürüdü. Müzik başladığında tüm gerginliği bir anda kayboldu; adımları açıldı, elleri özgürleşti, yüzünde güven dolu bir ifade belirdi. Dans ettikçe içeriden yükselen o tatlı coşku, her hareketine güç katıyordu. Performans bittiğinde bahçede kocaman bir alkış koptu. Arkadaşları yanına gelip onu tebrik ederken, öğretmeni de yaklaşarak, “Bu çalışmaların ve heyecanın gerçekten takdire değer. Kendini çok güzel ifade ettin,” dedi. Elif, o an bunun sadece bir dans gösterisi olmadığını fark etti; emek verdiği her şeyin karşılık bulabileceğini, cesaret ettiği sürece parlayabileceğini anladı. O günden sonra okulda ne zaman yeni bir etkinlik haberi çıksa aynı tatlı coşku içini kaplıyor, zihninde hemen yeni fikirler canlanıyordu. Artık biliyordu: Böyle anlar, onun içindeki parıltıyı ortaya çıkaran en güzel fırsatlardı.



