Sabah güneşinin ilk ışıklarıyla Ahmet, odasının penceresinden dışarı baktı. Bahçede ağaçlar hafifçe sallanıyor, kuşlar sabah şarkılarını söylüyordu. Ahmet’in içinde tuhaf bir heyecan vardı; çünkü bugün arkadaşlarıyla mahallede yeni bir oyun oynamayı planlamıştı. Daha önce defalarca oynadıkları ama her seferinde tartışmayla biten bir oyundu bu.
Ahmet ve arkadaşları top oynarken, Can birden topu yanlışlıkla Ahmet’in dizine doğru fırlattı. Ahmet, hafifçe acı duydu ama sinirlenmeye başladı. “Sen ne yapıyorsun Can!” diye bağırdı. Can üzgün bir şekilde başını eğdi. Bu küçük olay, Ahmet’in içinde bir şeyleri kabarttı. O an öfke dolduğunu hissetti. Arkadaşları durumu fark etti ve birbirlerine bakıp sessizleşti.
Öğle vakti geldiğinde, Ahmet hâlâ öfkesini içinde taşıyordu. Babası, onun yüzündeki öfke ifadesini fark etti ve yanına oturdu. “Ahmet, bugün kendini çok sinirli hissediyorsun, değil mi?” diye sordu. Ahmet kafasını salladı ve babasına, “Can topu yanlış attı ve dizim acıdı, çok sinirliyim!” dedi. Babası gülümseyerek, “Bazen insanlar istemeden hata yaparlar. Öfkeni kontrol etmeyi öğrenirsen, hem kendine hem arkadaşlarına zarar vermemiş olursun,” dedi.
Ahmet, babasının sözlerini düşünerek günün geri kalanında dikkatli olmaya çalıştı. Ama akşamüstü, mahalledeki parkta arkadaşlarıyla buluştuklarında yeni bir olay yaşandı. Oyun sırasında top yanlışlıkla Zeynep’in çantasına çarptı ve içindeki defter yere düştü. Zeynep çantayı toplarken Ahmet, bir anda öfkesini kontrol edemedi ve bağırmaya başladı. Arkadaşları şaşkınlıkla baktı. Ahmet o anda içinden bir sesin kendisini uyarması gerektiğini fark etti.
“Tamam Ahmet, dur. Sinirleniyorsun ama bu sana bir şey kazandırmaz,” diye düşündü. Derin bir nefes aldı, kalbini sakinleştirmeye çalıştı ve Zeynep’ten özür diledi. Zeynep gülümsedi ve “Önemli değil, hepimiz hata yapabiliriz,” dedi. O an Ahmet, öfkesini kontrol etmenin ve sabırlı olmanın ne kadar değerli olduğunu anladı.
O gece, Ahmet yatağına uzandığında gün boyunca yaşadıklarını düşündü. Her küçük olayda öfkelenmek yerine, arkadaşlarına anlayış gösterebilseydi her şeyin çok daha güzel olacağını fark etti. Babasının sözlerini hatırladı: “Öfke, doğru kullanılmazsa seni ve çevrendekileri zor durumda bırakır.” Ahmet, kendi içine dönüp sinirlenmeden önce derin bir nefes almayı ve sabırlı olmayı kendine söz verdi.
Ertesi sabah, Ahmet ve arkadaşları parkta buluştular. Bu sefer oyun sırasında top bir arkadaşına çarptığında Ahmet gülümseyerek “Sorun değil, dikkatli oluruz,” dedi. Arkadaşları şaşırdı ama mutlu oldular. Ahmet, artık “küplere binmek” yerine sakin kalmayı öğrenmişti. O gün, mahalledeki herkesin oyunları hem daha eğlenceli hem de daha güvenli geçti.
Ahmet, eve dönerken başından geçenleri düşündü ve kendi kendine fısıldadı: “Öfkeyle hareket etmek hiçbir işe yaramazmış, sadece işleri zorlaştırırmış. Bundan sonra ne olursa olsun, önce derin bir nefes alacağım ve sakin olacağım.” O günden sonra Ahmet, ne zaman sinirlense öfkesini kontrol etmeyi ve sabırlı olmayı hatırladı. Mahalledeki herkes artık onun daha olgun ve düşünceli biri olduğunu fark ediyordu.
Ve böylece, Ahmet’in küçük derslerle dolu günleri, öfke ve sabır arasında nasıl bir denge kuracağını öğrenmesiyle sona erdi. Küplere binmek yerine sabırlı olmayı seçmek, hem kendi mutluluğu hem de arkadaşlarının huzuru için en doğru yoldu.



